Asil Kokulu Kadın 1.Bölüm

Asil Kokulu Kadın 1.Bölüm

  Ne de yorgun bir gündü. Yorgun olan insanlar değilmiş de, gün yorulmuş gibiydi adeta. İnsanların koşuşturması, birbirleriyle münakaşa içerisinde olması, saygısız kelimelerin havada uçuşması derken günüde yorabiliyormuşuz meğer.
Bir an önce bitme çabasına girmesinden belli değil miydi?

  Peki ya güneş? İnsanların içini ısıtıyor muydu bu defa? Tam araya soğuk rüzgarlar girecek iken, kalplere sevgi yolluyor muydu?

 Ay ve yıldızlar aynı köşelerinde miydi? Yine “aynı gökyüzüne bakıyoruz, beni hisset” aşklarına şahit oluyor muydu?

Bu defa bir farklılık vardı. Ne gün bitmemek için çabalıyor, ne güneş ısıtmak için gülümsüyor, ne de gökyüzü aynı selamı yolluyordu…

İşte böyle bir huzursuzluk içerisinde gözlerini açmıştı. Her gün, her saat bıkmadan usanmadan işinin başına koşarken, ilk kez onu geriye çeken bir şeyler oluyordu.

“Ne oluyor bana, hasta mı oluyorum acaba” düşünceleriyle anlamlandırmaya çalışsa da işinin başına dönmek zorundaydı.

Tüm sıkıntılarından arınmak için abdest alıp, her sabah ki gibi “verirsen lütuf, vermezsen imtihandır” niyetiyle şükür namazı kıldı.

  Nedense bugün kahvaltı edesi de yoktu. Yüzünde huzursuz bir çehreyle, omuzları düşük ve isteksiz isteksiz iş için özel ve rahat olan fermuarlı bol feracesini giymiş, eşarbını bağlamış ve kendisini evden dışarıya atabilmişti. Önce derin bir soluk aldı. Havada ki huzursuz koku içten içe canını sıkmıştı. Sakin adımlarla kağıt arabasını alan Süheyla, duyduğu seslerle aniden irkildi. Bu ses çocuklarının sesiydi. Arabasını umursamadan olduğu yere bırakıp yalnızca koştu.

Koşa koşa vardığı yerde gördüğü manzara canını fena sıkmıştı. Haylaz bir genç, çocuklarını hırpalıyor, kağıtlarını dağıtıyor, arabalarını deviriyordu.

– Ne yaptığını sanıyorsun sen! Şşşş bana baksana sen, burası senin çöplüğün değil tamam mı! Buralar benden sorulur! Sen kimsin de çocuklarıma dokunursun ha!

O şiddetle haylaz genci yere iten Süheyla’nın gözlerinden ateş çıkıyordu adeta.

– Kuzularım iyi misiniz? Neden bana haber vermediniz?

 Hay Allah’ım ben gitmişim, yok huzursuzum, yok uyanamıyorum dertlerine dalmışım. Oysa çocuklarım burada ne haldeymiş! Bu durumdan ötürü kendisini suçlayan Süheyla, kendisine kızmadan da edememişti. O sırada yerde kala kalan genç, yüzünde intikam belirtisiyle ayağa kalktı. Süheyla öyle bir itmişti ki, güç almak için ellerinin üzerine düşmüş ve kanamasına neden olmuştu.

– Bana baaaak Nineeee! Seni çok fena yaparım! Yada duuur yaa, ben şu polisleri çağırayım da atsınlar seni içeriye!!!!

Allah’tan başka kimseden korkmayan bir bayana en son söylenecek sözlerdi bunlar. Bilemezdi. Hayatına girip çıkanların haddi hesabı yoktu ama, böylesine denk gelmemişti.

– Aman efendim ne olur yapmayın, çok özür dilerim, bir daha olmaz beni polise vermeyin..

 Korkmuş izlenimi veren Süheyla, içten içe alay ediyordu aslında. Oysa karşısında duran genç, bunu bile anlayamayacak saflıkta idi.

-Ha şöylee, işte tehdidin gücü!

– Sen beni ne sandın! Böyle yalvaracağımı bekliyorsan yanılıyorsun! Çağır hadi çağır. Sana mı inanır bana mı!

Zenginliğin her sorunu çözeceğini sanıyordu Umut. Parası olanın fakiri ezdiği, mevki makamı olanın bir diğerlerine üstünlük tasladığı şu zamanda iyi kalmak güçtü..

– Hahahhhaaay, sana mı bana mı diyor yaaa. Senin gibi bir kağıt toplayıcısına mı inanır yoksa benim gibi saygın, zengin ve efendi bir aile çocuğuna mı?

  Allah’a olan inançtan başka hiç bir şeyin kıymeti olmadığını yaşayarak öğrenmişti Süheyla. Yüzünde takındığı “kendinden emin” bir ifadeyle konuşuyordu.

– Doğru, ilk etapta sana inanırlar. Ancak kaçırdığın bir şey var. Senin sözlerin, mimik ve gözlerin birbirleriyle uyuşmuyor. Sözlerin “masumum” derken, gözlerin “namussuzun tekiyim” diyor! Kaldı ki benim tek dayanağım Allah’dır! Polisler bana inanırsa Allah’ın lütfu, inanmazsa imtihanımdır der geçerim!

 Uzun bir süre ne diyeceğini bilemeyen genç, öylece kalakalmış ne yapacağını düşünüyordu. Söyleyeceği çok sözü varken, yetiştireceği binlerce cevap varken nedendi bu ağzının kitlenişi? Anlam veremedi. Konuşmak için hazırlandıkça onu geriye çeken bir şeyler vardı.

 Yenilgi miydi bu suskunluğu.. Yoksa tehlike öncesi sessizliği miydi.. Oysa Süheyla’da herhangi bir değişiklik yoktu. Nasıl bir tavır takındıysa aynen öyle devam ediyordu. Ne bir keşke, ne bir laf yetiştirme çabası ne de bir yumuşama vardı halinde. Ne tavrından taviz veriyordu ne de sözlerinden. Öyle ya, şuan hayatının dönüm noktasını yaşadığını nereden bilecekti ki..

1.bölüm sonu..


NOT: Değerli okuyucularım. O güzel kalbinizden dökülecek olan yorumlarınızı esirgemeyin olur mu.. Unutmayın ki, sizler olmadan yazarların bir anlamı olmaz..

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ